Kur’an’a Göre İnsan ve Eğitim – I

Yazar: | 2 Mayıs 2016

Young man reading a book with alphabet letters coming out of the book

Eğitimin nihai hedeflerinin ne olması gerektiği sorusu, eğitim alanındaki belki de en can alıcı sorudur. Eğitimin, politika, program, içerik, yöntem, ölçme ve idare boyutları bu soruya göre şekillenir. Ülkelerde, eğitim sistemleri bu soruya verilen cevaplara göre oluşturulur.

Günümüzde, dünya çapında, eğitim faaliyetlerine akıl almaz boyutta kaynak ve emek harcanmaktadır. Acaba bu kaynaklar ve emekler nihayetinde hangi amaca hizmet etmelidir? Eğitimin evrensel hedefleri tanımlanabilir mi?

Eğitimin nihai hedeflerinin ne olması gerektiği sorusuna verilecek cevap, elbette ki cevap verenin insana bakışına göre değişecektir. İnsanın bu dünyada neden varolduğu, yaşamında amaçlarının neler olması gerektiği, öldükten sonra ona ne olacağı gibi konulardaki görüşler, tarih boyunca eğitim anlayışlarını şekillendirmiştir ve şekillendirecektir.

Hem batılı, hem doğulu felsefeciler ve din adamları, tarih boyunca bu konular üzerinde tartışmışlardır. Bununla beraber, biz, insanı ve bu dünyada bulunma gayesini, öncelikle, onu yaratandan öğrenmek  gerektiğini düşünüyoruz.  Bu yüzden, bu yazıda, insanla ilgili temel sorulara Kuran’ı Kerim’den cevaplar bulmaya çalışacağız. Evrensel,  fıtrata uygun bir eğitim anlayışının nihai hedefleri ancak insanla ilgili temel sorular cevaplandıktan sonra tanımlanabilir.

İnsanoğlunun Dünyada Bulunma Sebebi

Allahüteala’nın, insan da dahil olmak üzere, tüm varlıkları yaratırken bir amaç gözettiğini, aşağıdaki ayetlerden anlıyoruz:  

Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık. Kendimize eğlence arasaydık onu kendi katımızda oluştururduk. Yapsak böyle yapardık. (Enbiya 21/16-17)

Gökleri, yeri ve aralarında olanları, oyun oynarken yaratmadık. Biz bütün bunları ciddi bir kararla yarattık ama onların çoğu bunu bilmezler. (Duhan 44/38-39)

O göğü, yeri ve ikisinin arasındakileri boşuna yaratmadık. Bu, nankörlerin kuruntusudur. O nankörlerin, ateşten çekecekleri var. (Sa’d 38/27)

Akla gelen ilk soru olan “peki bu amaç ne olabilir” sorusuna aşağıdaki ayetler cevap vermektedir:

Gökleri ve yeri altı günde yaratmış olan Allah’tır. Bunu, sizi zorlu bir imtihandan geçirmek ve hanginizin daha iyi davranacağını belirlemek için yapmıştır. (Hud 11/7)

Allah, gökleri ve yeri gerçek varlıklar olarak ve herkese çalışmasının karşılığının verileceği imtihan sebebi olsun diye yarattı. Kimseye de haksızlık yapılmaz. (Casiye 45/22)

Ölümü ve hayatı yaratan O’dur. Bunları; hanginiz daha güzel iş yapacak diye sizi yıpratıcı bir imtihandan geçirmek için yaratmıştır. (Mülk 67/2)

Yukarıdaki ayetlerden, Allahüteala’nın insanları dünyada yaşatma sebebinin, “imtihan etmek” olduğunu, kainatın da bu imtihanın verileceği bir “imtihan yeri” olarak yaratıldığını kesin olarak anlıyoruz. Bununla beraber, Allahüteala’nın “imtihandan” tam olarak ne kastettiğinin diğer ayetlerle açıklanmasına ihtiyaç vardır. Bununla ilgili olarak, öncelikle aşağıdaki ayet önemlidir:  

Cinleri ve insanları, kulluğu sadece bana yapsınlar diye yarattım. (Zariyat 51/56)

Bu ayetten, insanın vereceği imtihanın “yalnız Allah’a kulluk” üzerine olacağı anlaşılır. Ayrıca sadece insanoğlunun değil, cinlerin de bizim gibi imtihana tabi olduğunu anlarız.

Bununla beraber “kulluğun yalnız Allah’a yapılması” ile ne kastedilmektedir? Her varlık, Allah’ın kulu olduğuna göre, insanların ve cinlerin Allah’a kulluk konusunda, diğer varlıklara göre bir farklılığının olması gerektiği anlaşılmaktadır. Aşağıdaki ayetler bu görüşü destekler:  

Yedi gök, yeryüzü ve bunların içindeki herkes Allah’a ibadet eder. Her şeyi güzel yapmasına karşılık O’na kulluk etmeyen tek varlık yoktur ama onların bu ibadetlerini siz kavrayamazsınız. (İsra 17/44)

Göklerde ve yerde kim varsa hepsi O’nundur. O’nun katındakiler O’na kulluğu büyütmezler. Kulluktan usanmazlar da. (Enbiya 21/19)

Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa, isteyerek veya istemeyerek O’na teslim olmuştur. (Ali İmran 3/83)

Yukarıdaki ayetlere göre tüm varlıklar tartışmasız bir şekilde Allah’ın kuludur. Öte yandan, kulluğun mahiyeti açısından, insan ve cinlerle diğer varlıklar arasında bir farklılık olduğu görülmektedir. İnsanlar ve cinler dışındaki varlıkların Allah’a yaptığı kulluğun, mecburi bir kulluk olduğu anlaşılmaktadır. Bu sebeple insan ve cinler dışındaki varlıklar imtihana tabi değillerdir. Bu tür varlıkların, insanların ihtiyaçlarını karşılamaları ve imtihanlarında rol oynamaları için yaratıldıklarını anlıyoruz:

Yerde olan her şeyi sizin için yaratan da O’dur. Sonra göğe yöneldi ve onları yedi gök olarak düzenledi. Her şeyi bilen O’dur. (Bakara 2/29)

Sizin için yeryüzünü dayalı döşeli, göğü de bina gibi yapan O’dur. Size rızık olsun diye gökten su indirir de onunla çeşit çeşit ürünler çıkarır. Öyleyse bile bile, Allah’a benzer nitelikte varlıklar uydurmayın. (Bakara 2/22)

İnsanın Diğer Varlıklardan Farkı

Öyleyse, Allahüteala’nın insanlardan beklediği kulluktan ne anlamalıyız? Bunun için öncelikle insanın diğer varlıklardan farkını bilmek gerekir. İnsanın diğer varlıklardan temel farkı onun ruhu ve ruhunun kazandırdığı özelliklerdir (1). İnsana anne karnındayken üflenen ruh, insana, dinleme, görme ve görüp dinlediklerine göre tercih yapabilme özelliklerini verir (2). Diğer varlıklarda bu “tercih edebilme” özelliği bulunmadığı için, onları “mecburi kul” olarak tanımlamamız da böylece yerine oturur. İnsanın tercih yapmada özgür bırakılan bir varlık olduğu için kendisine Sahibi (Rabbi) tarafından verilen emirleri dinlemeyi tercih etmeyebilir.

Buradan yola çıkarsak, insanın Allah’a kulluğunu, “Allah’ın emirlerini gönüllü olarak yerine getirmeyi tercih etmek”, yalnız Allah’a kulluğu ise “herşeyden önce Allah’ın emirlerini yerine getirmeyi tercih etmek” olarak tanımlayabiliriz. Bu dünyadaki imtihanımız da zaten yaşamımızda bu tercihleri yapıp yapamadığımızın sınanmasından ibarettir.
İnsanın İhtiyaçları ve Kulluk

İnsan, Allah’a kulluk etmeyi tercih etse, de etmese de, dünya üzerinde yaptığı her faaliyet ihtiyaçlarını karşılamak içindir. Bütün ekonomik faaliyetler insanın ihtiyaçlarını karşılamak için yapılır. Devletler temelde bunun için kurulur. Kuran’ı Kerim’den tespit edebildiğimiz kadarıyla insanın ihtiyaçlarının bazıları şu şekildedir: su, yeme-içme, giyinme, süslenme, bilgi-ilim, evlilik/soyunu devam ettirme, ulaşım, güvenlik, rehberlik (hidayet), doğa şartlarından korunma, zor durumlardan kurtarılma, günahların bağışlanması/şefaat, kutsal kitabın açıklanması, adalet, neyin haram neyin helal olacağının bilinmesi, tartışılan şeylerin açığa kavuşturulması…

İnsan için dünyada en hayati mesele ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Bu yüzden, insanın öncelikle bütün ihtiyaçlarını karşılayan varlığa saygı duyması, ondan çekinmesi ve öncelikle onun isteklerini yerine getirmeye çalışması kadar doğal bir şey olamaz. Bu yüzden, insanın Allah dışında bir varlıktan ihtiyaçlarını karşılamasını beklemesi, ilk önce kendisinde bulunan bilgilerle çelişir. Allah’tan başkasına kulluğu, “ihtiyaçlarını Allah’tan başka bir varlığın karşıladığı yanılgısına kapılma ve ona göre davranma” olarak tanımlayabiliriz. İbrahim (as), putlardan medet uman toplumuna aşağıdaki sözleri söylerek, onları bunu yapmamaları konusunda uyarmaya çalışmıştı:

“Kulluk ettiklerinizden, varlıkların Sahibi dışında kalanlar benim için birer düşmandır. Çünkü beni yaratan, bana doğru yolu gösteren varlıkların Sahibidir. Beni yediren ve içiren O’dur. Hastalandığımda bana O şifa verir. Beni öldürecek sonra tekrar hayat verecektir. Hesap verme günü yanlış davranışlarım için durumumu düzeltmesiniı bağışlamasını beklediğim de O’dur. (Şuara 77/82)

İbrahim (as) konuşmasında, öncelikle tüm varlıkların tek bir sahibi olduğunu hatırlatmıştır. Daha sonra, rızık, şifa, yaşama ve bağışlanma gibi ihtiyaçlarını sıralayarak bunları karşılayan varlık dışındaki varlıklardan bir beklenti içerisine girmenin mantıksızlığını hatırlatmıştır. Aynı şekilde, İbrahim (as) babasına şunları söylemişti:

Bir gün babasına dedi ki “Ey babacığım! Dinlemeyen ve görmeyen bir şeye neden kulluk ediyorsun? O senin hiçbir ihtiyacını karşılamaz ki!” (Meryem 19/42)

İnsandan kul olarak beklenen, ihtiyaçlarını karşıladığı için, saygıyı, teşekkürü ve hizmeti de öncelikle Rabbine (sahibine) göstermesidir. Böyle yapmazsa, bu kelimenin tam manasıyla nankörlük olur:

Allah size istediğiniz her şeyden vermiştir. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız bitiremezsiniz. Ama insan, yanlışı çok yapar, çok da nankördür. (İbrahim 14/34)

Sizi yaratan ve rızık veren Allah’tır. Sonra sizi cansız hale getirecek daha sonra size yeniden can verecektir. Allah’a ortak saydıklarınızdan hangisi bunlardan birini yapabilir? Allah’ın onlarla ilgisi olmaz. O, onların ortak saydıklarından uzak ve yücedir. (Rum 30/40)

Bu durumda Rabbinizin hangi nimeti karşısında yalan söyleyebilirsiniz?  (Rahman 55/ bir çok ayette)

İnsanın Çalışması

Daha önce de belirttiğimiz gibi insan için en hayati mesele, ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Herkes dünyada olabilecek en iyi şartlarda yaşamak ister. Aynı zamanda insanın ihtiyaçlarının ardı arkası kesilmez. Öte yandan doğadaki nimetlerin çok azı kullanıma hazır haldedir.  Bir somun ekmeğin üretilebilmesi için bile birçok ön koşulun sağlanması gerekir. Bu sebeple insanın çalışması şarttır. Allah her insana, ihtiyaçlarını karşılayacak donanımı ve gerekli şartları vermiştir. Bunlar her insana eşit uzaklıktadır. Bunları kullanmak ve geliştirmek insanın kendi tercihine kalmıştır:

Üstten dibe doğru sabitleyen oturaklı dağlar yerleştirip yeri bereketlendiren ve her türden nimetin gıdalarının ölçüsünü dört günde oluşturup araştıranlar (arayanlar) için dengeli bir şekilde yayan O’dur. (Fussilet 41/10)

Allahüteala, kullarının maddi açıdan güçlü olmasını istemektedir. İyi kullarını tarif ederken şöyle  buyurmuştur:

Onlar zekât için çalışırlar. (Muminun 23/4)

Zekat, ihtiyaç fazlasından verilir. Kendi ihtiyaçlarını karşılayacak durumu olmayan kişiye zekat farz olmaz. Bununla beraber, zekat vermek, en sık emredilen ibadetlerdendir. Bu sebeple Allahüteala’nın insanlara, ihtiyacından fazla kazanmayı, yani zenginleşmek için çalışmayı teşvik ettiğini anlayabiliriz. Çünkü maddi açıdan  bağımsız olmak, diğer faydalarının yanında,  başka insanların, ihtiyaçları suistimal ederek insanları kendisine kul/köle etmesi riskini azaltır.

 

İnsanda Tanrı İnancının Oluşması

Her insan doğduğu andan itibaren çevresini dinler ve gözlemler. Gözü ve kulağıyla edindiği bilgileri kavramak için deneyler yapar ve sorular sorar. Bu insanın Rabbini (Sahibini) arayışıdır.  Zamanla her şeyin bir sahibi olduğunu ve insanın da bir sahibinin olması gerektiğini anlamaya başlar. Ergenliğe ulaşınca artık arayışlar biter ve kendi de dahil olmak üzere herşeyin bir sahibinin olduğunu tam olarak kavrar. Hatta kendi kendine bu olaya şahitlik de yapar. Kuran’da bunu açıklayan ayet şöyledir:

 

Rabbin, Ademoğullarından, onların bellerinden nesillerini aldığında (3) onları kendilerine karşı şöyle şahit tuttu: “Ben sizin Rabbiniz (Sahibiniz) değil miyim?” Onlar da “Evet! Rabbimizsin. Biz buna şahidiz.” dediler. Artık (mezardan) kalkış günü, “Biz bunun farkında değildik” diyemezsiniz.  Şunu da diyemezsiniz: “Önceden ortak koşanlar babalarımızdı. Biz ise onlardan sonra gelen bir nesil idik. O batıla sapanların işlediklerinden ötürü bizi yok mu edeceksin?” İşte o belgeleri böyle açık açık anlatırız. Belki dönerler.” (Araf 7/172-174)

Yukarıdaki olayı her insan ergenlikten itibaren tekrar tekrar yaşar. Bu sebeple Allah’ı bilmeyen insan yoktur diyebiliriz. Bu yüzden ergenlik, insanın gelişiminde en önemli dönüm noktasıdır. Allah’a karşı sorumluluğun da neden ergenlikle başladığını da bu şekilde anlayabiliriz. Öte yandan insandan beklenen sadece Allah’a inandığını söylemek değil, yaptığı tercih ve davranışlarıyla bunu ispat etmektir.

İnsanın Rehberliğe İhtiyacı

“Kitap budur; içinde şüpheye yer yoktur. Kendini koruyanlar  için rehberdir.”(Bakara 2/2)

Rehber, “Birinin doğruyu bulmasına yardımcı olan, yol gösteren kimse veya şey, delil” (4) anlamına gelmektedir. Rehberlik ise ‘Öğrencilerinin sorunlarını öğrenerek onlara yardımda bulunma’ (5) anlamında, insanın yaratılış amaçlarını belirleyerek kendine hedef belirleme sürecinde destek olan ayrı bir süreçtir. İnsanın kendini tanımasını ve karar verme becerileri geliştirmesini hedefler.

İnsan daima rehber ihtiyacı içinde olmuştur. Bu duruma şu ayeti delil gösterebiliriz:

Ayetleri görmezlikten gelenler (kafirler) derler ki “Ona Rabbinden bir mucize (ayet) indirilseydi

ya!” Sen sadece uyarıcısın.  Her topluluğun bir yol göstericisi vardır. (Rad 13/7)

Rehberlik insanın yaradılışıyla başlamıştır diyebiliriz. Kuran-ı Kerim’e bakınca Rahman ve Alak suresinin ilk ayetlerinde buna işaret vardır.  İlgili ayetler şöyledir:

O Rahmân (İyiliği sonsuz olan), Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona kendini ifade etmeyi öğretti. (Rahman 55/1-4)

Rabbinin adıyla oku!; Yaratan O’dur!. O, insanı alaktan yaratmıştır. Oku!. Rabbin sonsuz ikram sahibidir. O, kalemle öğretmiştir; İnsana bilmediğini öğretmiştir(6). Yok, yok… İnsan kesinlikle sınırları aşar; Kendini yeterli görürse eğer!. Ama nasıl olsa Rabbinin huzuruna çıkarılacaksın. (Alak 96/1-7)

Bu ayetlerden de anlaşılabileceği gibi insan yaratılmış, ona Kuran, beyan, kalemle yazma ve

bilmedikleri öğretilmiş yani başıboş bırakılmamıştır. İnsana rehber olarak da kutsal kitaplar ve bu

kutsal kitapları hayata uygulayan resuller gönderilmiştir. İlk insan aynı zamanda ilk Nebi Adem (as), hata yapıp bahçeden aşağı indirildiğinde hatasını anlamış, pişman olmuş, bunu beyan etmiş ve Rabbinden gelecek rehberliği beklemeye başlamıştır. İlgili ayetler şöyledir:

Âdem Sahibinden (Rabbinden) uyarılar aldı (ve dönüş yaptı). Sahibi (Rabbi) de tevbesini kabul etti. Dönüş yapanı (tevbe edeni) kabul eden, iyiliği bol olan O’dur. Onlara “Oradan birlikte inin!. Tarafımdan size bir rehber gelirse, rehberime uyanlarda ne korku olur ne de üzüntü çekerler” dedik. (Bakara 2/37-38)

İnsanlığa  Resul/Nebi ve kitapların gönderilmesi insanın rehberlik ihtiyacının karşılanması içindir. Böylece kıyamet gününde “Haberim yoktu, bilmiyorum “şeklinde bir bahane ileri sürmesinin önü kesilmiş olur. İlgili ayet şöyledir:

Müjdeci ve uyarıcı elçiler gönderdik ki onlardan sonra insanların elinde Allah’a karşı ileri sürecekleri bir mazeretleri olmasın. Allah güçlüdür, doğru kararlar verir. (Nisa 4/165)

İnsanlığa rehberlik edilmesi ile birlikte imtihanının kuralları da açıklanmış olur. Bundan sonra insan

serbesttir. Dilerse bu rehberliğe uyar dilerse uymaz. İlgili ayet şöyledir:

Bu kitabı insanlar için sana, tamamıyla gerçek olarak indirdik. Yola gelen, kendisi için gelir; yoldan çıkan da kendi zararına çıkar. Sen onların üzerinde vekil(7) değilsin (onların yaptıklarından sorumlu değilsin). (Zümer 39/41)

Bu durumda insanların bir kısmının rehbere uyması, bir kısmının uymaması normaldir. İnsanlar kendi

aralarında farklı yollar çizecekler, birbirlerinin haklarına riayet etmeyecekler ve resuller tarafından doğru yola yönelmeleri için sürekli uyarılacaklardır. İlgili ayet şöyledir:

İnsanlar tek bir toplumdu. Allah, onlara müjde veren ve uyarılarda bulunan nebîler gönderdi; onlarla birlikte, gerçekleri içeren kitap da indirdi (8) ki ayrılığa düştükleri konularda insanlar arasında o kitap hükmetsin. Kendilerine kitap verilenlerden başkası ayrılığa düşmedi (9). Açık belgeler geldikten sonra birbirlerinin haklarına konmak istedikleri için böyle oldu. Sonra anlaşamadıkları konuda, Allah, müminleri, kendi onayıyla doğruya ulaştırdı. Allah, doğruları tercih edeni doğru yola yöneltir. (Bakara 2/ 213)

Sonuç olarak insan yaradılışından itibaren bir rehberlik altındadır. Bu rehberlik doğru yolu göstermek

esasına dayalıdır. Fatiha suresinde sırat-ı müstakim yani doğru yoldan bahsedilir. O yol, nimet verilenlerin yoludur. Nisa 69. ayete göre nimet verilenler: peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerdir. Kim Allah’a ve elçisine itaat ederse nimet verilenlerle arkadaştır. Fatiha suresini namazımızın her rekatında okurken aslında bunun için dua etmiş oluruz. İnsan üzerinde bunun için bir zorlama da yoktur. Nebiler de Kuran’ın şahitliğiyle bir vekil, bir zorlayıcı değil yol göstericidirler.

Sonuç

Şimdiye kadar Kuran-ı Kerim’den insanla ilgili aşağıdaki çıkarımları yaptık:

  • Allah, tüm yarattığı  varlıkları bir amaçla yaratmaktadır.
  • Allah, insanoğlunu (ve cinleri) imtihan etmek için yaratmıştır.
  • Üzerinde yaşadığımız dünya ve onu çevreleyen yedi gök bir “imtihan yeri” olarak hazırlanmıştır.
  • Kainatta insan ve cin dışındaki her varlık Allah’a zorunlu kulluk yapan varlıklardır.  Bu varlıklar, insanların (ve cinlerin) ihtiyaçlarını karşılamaları ve imtihanlarında rol oynamaları için yaratılmıştır.
  • Allah, imtihanı “gönüllü olarak” ve “yalnız kendisine” ve kulluk edip edilmediğini görmek  için yapmaktadır.
  • Yalnız Allah’a kulluk, kendisine hayat verdiği ve tüm ihtiyaçlarını karşıladığı için, yalnız Rabbine güvenmek, saygıyı yalnız ona göstermek, teşekkürü yalnız ona etmek, yardımı yalnız ondan beklemek ve yalnız onun emir ve yasaklarını dikkate almaktadır. Kısacası, ona nankörlük yapmamaktır.
  • İhtiyaçlarının karşılanması meselesi insan için en önemli husustur. İnsan ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmak zorundadır. Allah insanlardan ihtiyaçlarını karşılamaları için çalışmasını, hatta ihtiyaçlarından fazla kazanarak zenginleşmelerini istemektedir.
  • Her insanda ergenlikle beraber tanrı inancı oluşmuş olur. Sorumluluğun ergenlikle başlaması bundandır. Bu sebeple bir insanın Allah’ı bilmemesi veya inanmaması söz konusu değildir. Ama insan için önemli olan Allah’a inandığını söylemek değil, yaptığı tercih ve davranışlarıyla bunu ispat etmektir.
  • Allahüteala insanı özgür olarak yaratmış ama başıboş bırakmamıştır. Allahüteala buna rehberlik (hidayet) demektedir. Allahüteala, imtihan kurallarını zedelemeyecek şekilde, elçiler ve kitaplar göndererek insanları bilgilendirmiş ve uyarmıştır. Böylece imtihanlarını başarıyla geçmelerine yardımcı olmuş ve olmaktadır.

İnsanla ilgili Kuran’ı Kerim’de tek bir makaleye sığmayacak kadar bilgi bulunmaktadır. Bu sebeple “İnsan ve Allah’a İmanı”, “İnsan ve Din Günü Vereceği Hesap”,  “İnsanın Özgürlüğü ve Mutluluğu” ve “Kainat Neden Bu Kadar Büyük?” gibi konuları yazımızın ikinci bölümünde ele alacağız. Daha sonra bu Kurani bilgiler ışığında eğitimin nihai hedefleriyle ilgili çıkarımlar yapmaya çalışacağız. Çalışmalarımızı www.svegitim.org ve www.kurandaegitim.org adreslerinden takip edebilirsiniz.

Dipnotlar:

  1. http://www.suleymaniyevakfi.org/fitrat-ve-tip-arastirmalari/ruh-ve-vucut-dengesi.html
  2. http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/insani-insan-yapan-ozellikler.html
  3. “Bellerinden nesillerini almak” demek ‘nesile neden olan tohumu almak’ demektir. Bu, kadınlarda ilk yumurta hücresinin rahme düşmesinde (ilk adettin öncesinde), erkeklerde ilk sperm üretimi gerçekleştiğinde olur. Diğer bir ifadeyle kadın ve erkeklerin ergen olmaları (bulu çağı) itibariyle Allah onları kendine şahit tutmuş ve dini sorumluluklarını başlatmış olmaktadır.
  4. TDK Türkçe Sözlük
  5. TDK Türkçe Sözlük
  6. Bakara 2/31. âyette şöyle buyrulur: ”Allah, Âdem’e isimlerin hepsini öğretti,” Bu âyette de Allah’ın kalemle öğrettiği bildirilmektedir. Demek ki, yazıyı öğreten Allah, onu ilk öğrenen de Âdem’dir. Zaten Allah Teâlâ’nın yazıya geçirmediği bir emri yoktur. “Yeryüzünde ve kendinizde olan her şey, onu ayrı bir varlık olarak yaratmamızdan önce mutlaka bir kitaba kaydolunur. Bu, Allah için kolaydır.” (Hadîd 57/22)
  7. Vekil: Peygamberler dahil hiç kimse ve hiç birşey Allah ile kulu arasına giremez. Vekalet edemez.
  8. Âyete göre Âdem aleyhisselamdan beri her nebîye kitap verilmiştir
  9. Kitabı okuyanlardan kimi kendini düzeltir, kimi de bile bile yanlışlara sarılır. Bu da ayrılıklara sebep olur.